13 Kasım 2012 Salı

Once Upon a Time

Bir varmış bir yokmuş derler masallara başlarken ya, bazıları vardır da gerçekten bir varmış bir yokmuşlardır. Lakin bu yazının ana konusu bir gelip hiç gitmeyenlerdir. İnsanoğlu, o olmasa da aradığını görüp, duyan bir varlık. Bunun sebebi kimilerine göre beyin, kimilerine göre kalp-ruh. Ama gerçekten de öyle değil mi? Görmek istediğimizi görüp, duymak istediğimizi duymuyor muyuz başka yerlerde, yüzlerde, seslerde. Hep derdim "Hayatında 1 defa aşık olan şanslıdır, 2 defa olan çok şanslıdır, 3 defa olanını ben görmedim." Lakin yaşadım. Şans mı şanssızlık mı bilemem. Mutlu muyum mutsuz muyum onu hiç bilemem. Fuzuli'ye "Sevmek mi yoksa sevilmek mi daha güzeldir?'' diye sormuşlar. "Sevmek" diye cevaplamış ve eklemiş "Çünkü sevildiğinden asla emin olamazsın." Sevilip sevilmediğimden emin değilim ya seviyorum o bana yeter. İşin aslı yeter mi yetmez mi onu da bilmiyorum. Zaten dememişler mi, "Sevgi bilinene, aşk bilinmeyene duyulur" diye. "Hayat boyu öğreneceğin en büyük şey sadece sevmek ve karşılığında sevilmektir." Kafa karışıklığı çok sıkıntı. Özellikle 2 şık arasında kaldıysan. Testlerde 2 şık arasında kaldığımızda soruyu boş bırakma gibi bir şansımız var ya, işte o gerçek hayatta pek öyle değil. Anlatmaya çalıştığım asıl şey şu ki anlattıklarımla çok alakasız gibi durduğunun farkındayım; kar taneleri yüzüne dokunurken içtiğin şarabın tadı ayrıdır. Dünya da aşk dediğimiz şey x-y düzleminde ki ilahi olan doğrunun x düzlemine izdüşümü ise y düzlemine olan izdüşümü nedir? 0 noktasında sen varsan, x'de kim var, y'de kim var? Bu kadar güzel pasta yapabiliyorken neden Toyota gibi adam değilim? Çakır keyif saçmalıkları bir yana sen özlediysen çağır ki geleyim. Yok gelme diyorsan özlendiğini biliyorsun, gel!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder