3 Ağustos 2012 Cuma

Prizma

Bazen herkesi tanıdığımızı, herşeyi bildiğimizi düşünmek gibi bir küstahlığa kapılıyoruz. İçselliği de dışsallık gibi basitleştiriyoruz. Evet, belki mavinin içindeyken maviyi tanımlayamayız ama mavinin dışındayken de maviyi tanıyamayız. Unutulmaması gereken şeyler olduğu gibi bilinmemesi gereken şeyler de var ne yazık ki! Öğrenmek için zorladığımızda yaşanan ya bir hayalkırıklığı olur ya da büyük bir çöküş. Prizmaların güzel tarafı onlara çıplak gözle bakabilmektir. Ama hepimiz bu şekilde bakamayız. Gözlerimizin önüne çektiğimiz renkli şeffaf kağıtlar yüzünden belki, prizmadan yayılan tüm renkleri algılamada çektiğimiz problemi prizmaya ya da ışığa atmak en büyük günahımız aslında. Sebepsiz yere sevmeler neyse de sebepsiz yere gitmeler... Bu belki de insanlara güvenmeyişin, insanları kendinden uzaklaştırma çabalarının sebebi. Aldığımız sebepsiz olduğu kadar gereksiz ve büyük acılar... Sevgi emek ister derler ya, bunu diyenlere tek cevabım var; Emeğinizin büyük bir kısmı boşa gidecek. Bunu bilin, ona göre sevin. Yanlış anlaşılan rengi üzen/kıran şey, renk olmak için kırıldığı açı değildir. Anlamamak için kıran açının ortayını dik kesen doğrunun aslında eğri olmasıdır. Keza çemberler hep eğrilerden oluşur. Çemberlerin içini doldurursan daireleri, daireleri farklı açılardan sonsuz kere birleştirirsen küreleri oluşturursun. Keza küreler durduğu yerde duramaz. Döner, döner, döner... İşin özü de aslında burada. Yolu eğri olan döner. Bir mantıksal saçmalamanın sonu daha...